İçinden gelen söylenmiş,duymamışlar.. Ya da duydular ama kendileri vardı her şeyden önce. Bir an geldi susulmuş. Olmamış. ''Elden geleni yaptık'' demişler. Yeri geldi bir uçurtmaya bağlanmış tüm umutlar. Bir çıkış bulup gelsin diye. Renkler feda edilmiş. Tüm fedakarlıkla..Belki daha güzellerini verirler diye. Anlanmamış..İşte öylesine şimdi cümleler.
Ne bilirsiniz ki dünya mı ? Taze, bebek kokan umutlarımı.. Ya çalınanları mı? Alıp gidilen tüm parçaları mı?Hibe ettikleri mi hayata.. Sadece bakmak gerekir bazen gören gözlerinizle. Yargılarınızdan arınmış tüm düşüncelerinizle.Farklı boyutta yaşanmış hayat felsefelerini, doğrularını algılamayı insanın nereden bilirsiniz? Sadece karşınızdakinin doğrularını..Ya bir el uzatmak.. Her şeyden arınmış.. Bir kaç saniyeliğine dokunması için vermek birine bir eli. Bu kadar aşılası zor, imkansız değildir bir defa da olsa ''ben'' yerine ''sen '' demek.. Milyonlarca beyin varken içerisinde aynı düşünceleri barındıran, bir kez olsun arınmak zor mudur onlarla aynı olan düşüncelerden?
Kolay olsa gerek acıkan her duyguya, sadece doyurmak için alelade bir düşünce vermek tüm sıradanlığıyla.. Uzaklaşmak ben denilen tüm düşüncelere. Zor olsa gerek!
Ve böylece beklemişsindir uzun zamanlarca değişsinler diye.. Sadece beklemişsindir.. Anahtarı bulunmamış kilitlerle..Kökleri toprağa dair ağır gelen yaşlı bir ağaç misali..
27 Temmuz 2012 Cuma
8 Temmuz 2012 Pazar
KAPATIP KAPILARI YILDIZLARI GÖR DEDİLER..
İnsanları bekleriz hep. Gitmesin, kalsın diye. Gidişler işlemiş ya hücrelerimize,korkmuşuz hep. Hep bekleriz anlasınlar diye.
Alfabe yetmeyip, sözcükler cümleleri oluşturamazken.Sözcükler cümleler yapmaktan korkmuş iken! Dile dökülemeyip anlatılacaklar kalırken bir başına seninle kalbinde,aklında tüm hücrelerinde. Ya da bitmişse bekleriz sadece.
''Hata'' diye iki ünlü iki ünsüz sözcük altı üstü dediğimiz hayatımızı alıvermiş anlamının içine işte. Bekleriz anlasınlar anlasınlarda lugatından çıkartıversin bu sözcüğü diye. Bir bana değişsin tek bir kelimeyi diye. Olmaz bazen ''yetmez'' tamamlayıcısı oluverir bu kelimenin. Yapılanlar karanlığa itilip sadece iki kelime alıverir hayatını benim artık diyerek. ''Adalet'' deriz istediğimiz adalet olsun diye yalvarırcasına bakıverir istem dışı gözlerimiz. Hani suçluya sözcükler, yenisi girmesin kutbumuza diye korkarız işte bu denli. Ama ''yalnızlık'' alıvermiştir adaleti. Yerine refakatcı olarak bırakmıstır yalnızlığı.
İnsanları hatalarını anlasın diye beklesek de uzun zaman boyunca biz, doğruları engeller, anlamazlar.''Zamanın içine bırakmak'' oluvermiş tüm yapacaklarının adı böylece. ''Korkuyorum'' şimdi uzun zamanlardan...Sonra sevmekten,ölmekten.. Hayat dediler bunlara, noktayı koydular virgüller yerine. Tüm kapıları kapatıp yıldızları gör demek marifetmiş gibi. Ya yalnızlık. Yalnızlık güzel bir nehir gibi. Söylenmeyen onca şeyi tutmuş içinde. Sularına sarıp sarmalamış sanki. Tüm korkuyu anahtar sözcük yapmış gibi. Ellerini kaldırıp uzatmak dair zor gelmiş insanlara. Hayatında olmaktan korkmuş insan bu ya ''bencilliği sevmiş'' sen diye! Ve sana kalan ise sadece bir elini yumruk yaptığında oluşan büyüklüğe, tüm korktukları yanı sıra büyük bir riskle almış olmak kalmış yalnızlığı, 240-340 gramlık yüreğine...
Şimdi bense sihirli sözcüklerimle, kapalı kapılarım ardından yıldızları görüyorum yorgun gözlerimle, yalnızlığını seviyorum küçücük yüreğimin.. Ve zaman fısıldadı eğilip kulağımıa usulca ''bana bırak..''...
Alfabe yetmeyip, sözcükler cümleleri oluşturamazken.Sözcükler cümleler yapmaktan korkmuş iken! Dile dökülemeyip anlatılacaklar kalırken bir başına seninle kalbinde,aklında tüm hücrelerinde. Ya da bitmişse bekleriz sadece.
''Hata'' diye iki ünlü iki ünsüz sözcük altı üstü dediğimiz hayatımızı alıvermiş anlamının içine işte. Bekleriz anlasınlar anlasınlarda lugatından çıkartıversin bu sözcüğü diye. Bir bana değişsin tek bir kelimeyi diye. Olmaz bazen ''yetmez'' tamamlayıcısı oluverir bu kelimenin. Yapılanlar karanlığa itilip sadece iki kelime alıverir hayatını benim artık diyerek. ''Adalet'' deriz istediğimiz adalet olsun diye yalvarırcasına bakıverir istem dışı gözlerimiz. Hani suçluya sözcükler, yenisi girmesin kutbumuza diye korkarız işte bu denli. Ama ''yalnızlık'' alıvermiştir adaleti. Yerine refakatcı olarak bırakmıstır yalnızlığı.
İnsanları hatalarını anlasın diye beklesek de uzun zaman boyunca biz, doğruları engeller, anlamazlar.''Zamanın içine bırakmak'' oluvermiş tüm yapacaklarının adı böylece. ''Korkuyorum'' şimdi uzun zamanlardan...Sonra sevmekten,ölmekten.. Hayat dediler bunlara, noktayı koydular virgüller yerine. Tüm kapıları kapatıp yıldızları gör demek marifetmiş gibi. Ya yalnızlık. Yalnızlık güzel bir nehir gibi. Söylenmeyen onca şeyi tutmuş içinde. Sularına sarıp sarmalamış sanki. Tüm korkuyu anahtar sözcük yapmış gibi. Ellerini kaldırıp uzatmak dair zor gelmiş insanlara. Hayatında olmaktan korkmuş insan bu ya ''bencilliği sevmiş'' sen diye! Ve sana kalan ise sadece bir elini yumruk yaptığında oluşan büyüklüğe, tüm korktukları yanı sıra büyük bir riskle almış olmak kalmış yalnızlığı, 240-340 gramlık yüreğine...
Şimdi bense sihirli sözcüklerimle, kapalı kapılarım ardından yıldızları görüyorum yorgun gözlerimle, yalnızlığını seviyorum küçücük yüreğimin.. Ve zaman fısıldadı eğilip kulağımıa usulca ''bana bırak..''...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

