Gün sadece hiç' i ögretmiş sana. Sinsice yaklaşmış tüm hiç oluş.Uçup gitmiş tüm yeşil diye tabir ettiğin doğa harikaların.Suskunluklar aklında yankılanırcasınadır belki . Belki vücüduna onca kazınmış olan sözleri görmelerini istediğin içindi kırıklıkların. Belirsizlik öylesine çökmüş hayatının baş rolüne kim bilir.. Bilemezsin. Hissetmek denilenin arkasında kalmış her şey, onun büyüsünde, acı ya da tatlı bilmeden hissetmek..Beklemek yeri gelmiş ağır olmuş, senin izlerinde kaybolmayı öğrenemeden. Ama susmak var ya silmiş tüm zamanı, uyuşturmuş hastane kokusunda seni narkozuyla, kemiklerine işlemiş olanlar, hissedilmeyen sözcüğüne kalmış.. Kabuk bağlayan bir yara olamamışsın ya. Sözlerin acizliğinden umut bulmak saçma gelmiş. Sükunete sarılmış, kalmışsın. O kadar güzel acımış ki kanında dolaşan sevgin, fark edememişsin ölmüşlüğü. Karanlığa dokunmak başarı olarak adlandırılmış.. Uzaklardan gelen sesler, uğultularıyla sadece. Şimdi kanından alınan sevgin yerine işledikleri tuzlu tadı atmak umudu mu, kesip damarlarını akıtmak mı tümünü.. Dokunamazken artık.. Gerçeklik eşiğine getirilmiş yalanlara aldanmışken, inanamazken artık sözcüklere.. Silemediğin anılar değildir işleyen zamanda. döküntü şehirlere ait olan sözlerdir kırıp geçiren seni..Virane şehirlerde yetiştirmek istediğin umutlarının hediyesidir döküntü evlerin..
Huzura ait tüm kelebekler sadece bir kaç metre yüksekliğinde dolaşıyordur belki, sen dokunamazken.. Korkuvermiştir senden. Ya da sen korkmuşsundur her defasında varlığını gösterip yokluğuyla terbiye etmesinden. Yasak bir meyve olmuş gözlerinde huzurun, yalnızlığınla.. Mavilikler dalgalarını vururken sahillere, sen hapsetmekle kalmışsın her şeyi kıstırıldığın köşelerinde..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder