Camda ki yansımasıyla
yağmur damlaları arasında gözleri gidip gelmişti. Bir an düşünceleri yağmur
damlalarının cama vurması gibi hatalarının da yüzüne vurmasıyla 5 yaşına götürüverdi
onu. Gözlerini açtı yere serilmiş yatağından annesi yoktu. Önce irkildi
korkuyla. Sonra yersiz korku diye düşündü. Çünkü bir kaç gün öncede aynısı
olmuştu. Uyanmış annesi yoktu. Ama kafasını başının uçunda ki koltuğa
çevirdiğinde annesi gülümseyerek ona baktı. Elinde dantel oyasıyla ona gülmüş
ve ’’ baban sana aldığı bebeği bıraktı yanına’’ demişti. Sütlü çikolata teni, siyah
iki yandan toplanmış saçları, zeytin gibi gözleri olan ufacık bir bebek ilk
oyuncağıydı. Mutluluk diye nitelendirdi onu. Bunları düşünürken gezdi küçük
evinin diğer odalarını, mutfağı, tuvaleti ve banyosunu. Bu defa aynısı
olmamıştı. Annesi yoktu. Korktu. Sonra panikle kapıya gitti. Ama kilitliydi.
Zorladı ufacık elleriyle kapının kolunu. Açılmamakta ısrarcı olan kapıya
karşıydı ilk yenilgisi. Cama koştu ve açtı pencereyi. Hemen sokağa sıfır olan
pencerenin pervazına çıkıp oturuverdi ufacık bedeniyle. Gözlerinden süzülüverdi
korkusu, tutamadı. Hıçkırırken karşı çaprazda ki Ayşe teyzesi çıkıp
geldi.Yersiz avuntusuya kanan ufaklık atladı kucağına komşu teyzesinin.Annen
gelecek,ağlama ama.. Sözleriyle gününü o minik ayıcıklı pijamalarıyla komşuda
geçirdi. Ağlamayı kesmişti tabi. Anlamıştı yalnızlık başlıyordu. Annesi artık
kısmen yoktu yanında. Tek olacaktı. O günden gelir işte gitmelere dayanamaması.
Kim olursa olsun hayatında uğurlayamaz insanları bir evden. Gitmelerini görmek
içine burukluk olup kalıverir. Cama vuran damlaların hatalarını anımsatması ve
yalnızlığa ilk adımına dönmesi her şeye tamam o güne dönelim baştan yaşayalım
her şeyi demesi ruhuna ağır gelenlerdi....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder